Skip to content
BEDEL BOSELI
Back to Articles

Dimdim Kalesi 1609-1610'da Safevi ordusuna direndi. Biradost mîri Emîr Xan halk dilinde Xanê Lepzêrîn oldu. Tarihin kaydı ile destanın sesi yan yana okunuyor.

Dimdim Kalesi: Destan Olan DirenişTarih ve Kimlik
July 13, 202612 dakika read57 views

Dimdim Kalesi: Destan Olan Direniş

Read in:TRENDE
Dimdim Kalesi: Destan Olan Direniş

Bir Bakışta

  • Dimdim, Urmiye gölüne yakın bir dağın ve o dağın üstündeki kalenin adıdır; bugün İran sınırları içindedir.
  • 1609-1610 kışında ve baharında Biradost mîri Emîr Xan, bu kalede Safevi ordusuna direndi. Kuşatma kanlı bir düşüşle bitti.
  • Halk Emîr Xan'ı Xanê Lepzêrîn diye anar: altın elli han. Lep el, zêrîn altından demektir.
  • Kuşatmanın başlangıcını kaynaklar 1608 ile 1609 arasında verir; kalenin düşüşü 1610 yazına tarihlenir. Tek yıla sabitlemek dürüst olmaz.
  • Olayı dönemin Safevi saray tarihçisi İskender Bey Münşi kayda geçirdi: devletin gözüyle, devletin diliyle.
  • Aynı olay halkın dilinde destan oldu: Kela Dimdimê. Araştırmacı Amir Hassanpour onu Mem û Zîn'den sonraki en büyük Kürt destanı sayar.
  • Destanın en eski yazılı işlenişi şair Feqiyê Teyran'a atfedilir (yaklaşık 1590-1660).
  • Destan Kurmancî ve Soranî lehçelerinde, ayrıca Ermenice varyantlarla yaşar; dengbêj repertuvarının baş köşesindedir.
  • Ordîxanê Celîl destan üzerine 1967'de Moskova'da bir inceleme yayımladı; Erebê Şemo 1966'da Dimdim romanını yazdı.
  • Tarih sayar, destan büyütür. Bu yazı iki katmanı bilerek ayrı anlatır; çünkü ikisi de kendi başına değerlidir.

Urmiye gölünün güneybatısında, Barandûz çayının yukarısında bir dağ durur. Tepesinde taş yığınları, duvar parçaları. Koyunlar aralarında otlar. Dört yüz yıl önce bu taşlar bir kaleydi ve bu dağın adı bir halkın hafızasına kanla yazıldı.

Şimdi aynı coğrafyada bir köy odası düşünün, yüzyıllar sonra. Bir dengbêj (sözün ustası, hafızayı taşıyan ozan) gözlerini kapatır ve Kela Dimdimê'yi söylemeye başlar. Odadaki herkes sonu bilir: kale düşecek. Yine de dinlerler. Kimisinin gözü dolar. Sonu bilinen bir hikâye neden dört yüz yıl dinlenir?

Bu yazı o sorunun peşinden gidiyor. Ama bir kuralla: tarih ile destanı aynı kaba koymayacağız. Önce belgelerin anlattığını, sonra halkın söylediğini dinleyeceğiz. İki katman birbirine karışmadan, yan yana.

Bir Olay, İki Anlatı

Dimdim'i anlatan iki tür kaynak var. Birincisi yazılı tarih: Safevi sarayının kronikleri ve onları inceleyen modern tarihçiler. İkincisi sözlü destan: dengbêjlerin kuşaktan kuşağa taşıdığı Kela Dimdimê anlatısı.

Bu ikisi aynı şey midir? Değildir. Kronik tarih verir, ad verir, sayı verir; ama devletin kalemiyle yazılmıştır. Destan duygu verir, anlam verir; ama abartır, ekler, dönüştürür. Dr. Mehrdad R. Izady, Kürtler üzerine el kitabında bu destanı gerçek bir kuşatmanın efsaneleşmiş anlatısı diye tanımlar. Tanım tam yerindedir: çekirdek gerçektir, kabuk destandır.

Okur için en sağlıklı yol ikisini ayrı okumaktır. Şimdi önce taşa ve belgeye bakalım.

1609: Urmiye'nin Güneyinde Ne Oldu?

Zamanı bağlayalım: 1609, İstanbul'da Sultanahmet Camii'nin temelinin atıldığı yıldır. Aynı yıllarda İran'da Safevi tahtında Birinci Şah Abbas oturuyor. Osmanlı ile Safevi arasındaki uzun savaşlarda sınır boyu, yani Kürt coğrafyası, iki değirmen taşının arasındadır.

Biradost, Urmiye'nin batısındaki dağlarda bir Kürt mîrliğidir; başında Emîr Xan vardır. Mîr, Kürt beyliklerinin hükümdar unvanıdır. Şah Abbas önce Emîr Xan'ın Biradost ve Urmiye üzerindeki miras hakkını tanımıştı. Sonra Emîr Xan, Dimdim dağındaki eski kaleyi yeniden inşa etti. Bir kale imparatorluğu neden korkutur? Hassanpour'un aktardığına göre Safevi sarayı bu inşayı bağımsızlık hazırlığı saydı. Kale güçlüydü: dönemin Safevi tarihçisi İskender Bey Münşi onu beş ayrı hisar, korunaklı sarnıçlar ve kar kuyularıyla tarif eder. Çevredeki Kürtler, Mukri yöresinin yöneticileri dahil, Emîr Xan'ın etrafında toplanmaya başladı.

Sonrası kuşatmadır. Safevi başveziri Hâtem Bey komutasındaki ordu kaleyi sardı. Kuşatmanın başlangıcını Dr. Izady 1608'e koyar; Chyet'in sözlüğü olayı 1608-1610 aralığına yerleştirir; Münşi'nin kroniğine dayanan Hassanpour ise Kasım 1609'dan 1610 yazına uzanan uzun ve kanlı bir kuşatma anlatır. Aralık geniştir, sonuç kesindir. Belgeler açık: kale düştü ve savunucular kılıçtan geçirildi. Dr. Izady'nin ifadesiyle savunmacılar son canlı kalana kadar direndi.

Düşüşle bitmedi. Şah Abbas, Biradost ve Mukri bölgelerinde genel bir kıyım emretti. Bölgeye Türk kökenli Afşar boyu yerleştirildi; çok sayıda Kürt aşireti Horasan'a sürüldü. Dimdim'in taşları da rahat bırakılmadı: 1729'da, sonradan Nadir Şah olacak komutan, kaleyi yıktırdı. Bugün dağın tepesinde duvar parçalarının ve taş yığınlarının görülebildiğini araştırmacılar yazıyor.

Xanê Lepzêrîn: Altın Elin Hikâyesi

Tarih adama Emîr Xan der. Halk ona başka bir ad verdi: Xanê Lepzêrîn, altın elli han. Lep el demektir, zêrîn altından. Farsça kaynaklarda aynı lakap Zerrîn-pençe diye geçer.

Bu ad nereden gelir? Halk arasında anlatılan şudur: Emîr Xan bir savaşta elini, bir anlatıya göre kolunu kaybetti. Dr. Izady'nin aktardığı anlatıda bu kayıp Safevi hizmetinde yaşanmıştır ve han, kendisine verilen altın kaplama bir takma el taşımıştır. Lakap oradan kalır: altın elli han. Belge ise bu noktada sessizdir; elimizde hanın eline dair bir muayene kaydı yok. Altın el, tarih değil, halkın taktığı nişandır.

Bir pürüzü de saklamayalım. Dr. Izady, hanın kimliği ile kuşatmanın eşleştirilmesinde kronolojik sorunlar bulunduğunu not eder ve destanın edebi değerinin bundan bağımsız olduğunu ekler. Bilim böyle konuşur: emin olduğunu söyler, emin olmadığını işaretler. Biz de aynı yolu tutuyoruz.

Safevi Kâtibi Ne Yazdı?

İskender Bey Münşi, Şah Abbas'ın sarayında kâtip ve tarihçiydi. Büyük kroniğinin adı Âlem-ârâ-yı Abbâsî'dir: Abbas'ın cihanı süsleyen tarihi. Dimdim kuşatması bu kroniğin sayfalarında devletin gözünden anlatılır. Hassanpour'un özetlediği gibi, Safevi tarihçileri olayı itaatsizlik ve ihanet çerçevesine oturttu. Aynı olay, Kürt sözlü geleneğinde yabancı boyunduruğuna karşı direniş olarak anlatılacaktı. İki pencere, tek olay.

Münşi'nin kalemi başka bir şeyi de belgeler: dönemin yöntemini. Dr. Izady, Âlem-ârâ'dan Şah Abbas'ın kuzeybatı seferini aktarır: Aras'ın kuzeyinden Urmiye'nin batısına, Kars ile Van gölü arasına uzanan bölgenin boşaltılması emredildi; direnenler kılıçla karşılandı, yerleşimler yakıldı, halk sürüldü. Bu satırları yazan, düşman propagandacısı değil; devletin kendi tarihçisidir. Tarihçi için paha biçilmez bir durumdur bu: failin kendi kaydı.

Burada durup sormak gerekir: devletin kaleminden düşen bir halkın sesi nerede saklanır? Cevap, bu hikâyenin ikinci katmanında.

Kela Dimdimê: Kaleden Destana

Kalenin taşları yıkıldı; hikâyesi yıkılmadı. Kuşatma, Kürt sözlü kültüründe Kela Dimdimê destanına dönüştü; Güney'de Beytî Dimdim adıyla bilinir. Hassanpour bu destanı Mem û Zîn'den sonra ikinci büyük ulusal destan sayar ve Kurmancî, Soranî ve Ermenice varyantlarını kaydeder. Bir Kürt destanının Ermenice de söylenmesi, bu coğrafyada acıların ve ezgilerin ortak taşındığını gösterir.

Destanı kim taşıdı? Dengbêjler. Chyet'in sözlüğü dengbêji tanımlarken iki örnek destan sayar: Mem û Zîn ve Dimdim. Yani Dimdim, dengbêj repertuvarının tanımına girmiş bir anlatıdır. Kilamın ve dengbêjin dünyasını ayrı bir yazıda anlattık; destan türünün haritası için Kürt halk destanları yazımıza da bakabilirsiniz.

Destan, tarihten daha cömerttir. Chyet'in kaydettiği bir varyantta anlatı şöyle bir sahne kurar: uyuyan bir çobanın burnundan bir sinek çıkar, dolaşır, geri girer; çoban irkilip uyanır. Tarih böyle sahne yazamaz; destan yazar. Aynı sözlükte bir cümle de destanın ana fikrini özetler: Lê bi dest xistina Kela Dimdimê ji bo eceman negengaz bû. Dimdim Kalesi'ni ele geçirmek Acemler için kolay değildi. Kuşatmayı yapan orduya ecem (Acem) denmesi, anlatının hangi taraftan söylendiğini gösterir.

Destanın en eski yazılı işlenişi, on yedinci yüzyılın büyük Kürt şairi Feqiyê Teyran'a atfedilir; şair yaklaşık 1590 ile 1660 arasında yaşadı. Atıf kesin değildir, ama anlamlıdır: kuşatmanın çağdaşı bir şair, olayı sıcağı sıcağına şiire almış olabilir. Derlenen halk varyantlarında ise savunucular çoğu zaman şehit diye anılır. Destan, ölüleri kendi inanç diliyle onurlandırır.

Derleyenler: Erivan'dan Moskova'ya

Sözlü destan kayda geçmeseydi, bugün elimizde dağınık hatıralar kalırdı. Peki bu sesi kim kaydetti? Emekçilerin başında Celîl ailesi gelir. Sovyet Ermenistanı'nda yaşayan bu Kürt ailesi, folkloru köy köy derledi. Ordîxanê Celîl, Dimdim destanı üzerine incelemesini 1967'de Moskova'da yayımladı; kitabın Rusça adı destanın lakabını taşır: Altın Elli Han. Chyet, sözlüğünün Dimdim maddesinde okuru doğrudan bu çalışmaya yollar.

Ailenin büyük derlemesi Zargotina Kurda, sözlü kültürü Ermenistan Kürtlerinin ağzından toplar. Dürüst olalım: elimizdeki birinci ciltte Dimdim metni yer almaz; destan derlemeleri ailenin öbür yayınlarındadır. O kuşağın dünyasını, radyo mikrofonuyla kilam kaydeden Erivan'ı, ayrı bir yazıda anlattık.

Destan yazılı edebiyata da sıçradı. İlk Kürt romancısı sayılan Erebê Şemo, 1966'da Erivan'da Dimdim romanını yayımladı. Kayıt çağı da destanı unutmadı: Hassanpour, Beytî Dimdim'in bant kayıtlarının Illinois ve Toronto'daki üniversite arşivlerinde ve Bağdat'ta saklandığını yazar. Kale tek, kopyaları çok: taş yıkılmış, ses çoğalmıştır.

Tarih ile Destan Nerede Ayrılır?

Şimdi iki katmanı yan yana koyalım. Tarih ne diyor? Bir mîr, gücünü aşan bir imparatorlukla karşılaştı; kalesi uzun bir kuşatmadan sonra düştü; halkı kıyımdan ve sürgünden geçti. Destan ne diyor? Bir han, altın eliyle zulme karşı durdu; kalesi bir onur anıtına dönüştü; ölenler şehit oldu.

Fark açıktır. Tarih sayar: yıl, ad, ordu, sonuç. Destan büyütür: sinek sahnesi, altın el, son nefese kadar direnen savunucular. Tarih kaybedileni kaydeder; destan kaybedilenden anlam çıkarır. Dr. Izady bu destanın ruhunu iki büyük örneğe benzetir: Troya savaşçılarının onur düellolarına ve Masada savunucularının sonuna kadar direnişine. Benzetme iddialıdır ama işlevi anlatır: bazı yenilgiler, anlatıla anlatıla bir halkın direnç dersine dönüşür.

Peki hangisi değerli? İkisi de. Kuru tarih, halkın o olayı nasıl yaşadığını söyleyemez. Çıplak destan, olayın gerçekte ne olduğunu söyleyemez. Dimdim'i tam görmek isteyen, iki gözünü birden açar: bir gözü belgede, bir gözü kilamda. Dört yüz yıldır dinlenen o hikâyenin sırrı da budur. Kale 1610'da düştü; anlatı hâlâ ayakta.

Sık Sorulan Sorular

Dimdim Kalesi nerededir? Bugünkü İran'ın kuzeybatısında, Urmiye gölünün güneybatısında, Barandûz çayı yöresindeki bir dağın üzerindedir. Urmiye şehrinin güneyine düşer; bugün yalnız duvar kalıntıları durur.

Dimdim kuşatması ne zaman oldu? Kaynaklar başlangıcı 1608 ile 1609 arasında verir; Safevi kroniğine dayanan hesap, kuşatmayı Kasım 1609'dan 1610 yazına uzatır. Kesin olan, kalenin 1610'da düştüğüdür.

Xanê Lepzêrîn kimdir? Biradost mîri Emîr Xan'ın halk arasındaki adıdır: altın elli han. Anlatıya göre savaşta yitirdiği elinin yerine altın kaplama bir el taşıyordu. Kuşatmadaki direnişin önderi olarak destanlaştı.

Kela Dimdimê destanını kim yazdı? Destan anonimdir; dengbêjler kuşaktan kuşağa taşıdı. En eski yazılı işleniş şair Feqiyê Teyran'a atfedilir. Destanın bilimsel derlemesini Ordîxanê Celîl 1967'de Moskova'da yayımladı.

Destan tarihe ne kadar sadıktır? Çekirdek olay belgelidir: kale, kuşatma, düşüş, kıyım. Ayrıntılar ise destan işidir: altın elin öyküsü, olağanüstü sahneler, şehitlik çerçevesi. Bu yazı iki katmanı bilerek ayrı anlatır.

Kaynaklar ve İleri Okuma

Temel kaynaklar (Bedel Boseli koleksiyonundan):

  • Dr. Mehrdad R. Izady, The Kurds: A Concise Handbook (4. baskı); erken modern tarih ve edebiyat bölümleri, Münşi'den aktarılan pasajlar.
  • Michael L. Chyet, Kurdish-English Dictionary; Dimdim maddesi, destan varyantı notları ve Ordîxanê Celîl'in incelemesine yapılan atıf.
  • Celîlê Celîl ve Ordîxanê Celîl, Zargotina Kurda I; Celîl ailesinin derleme yöntemi ve sözlü kültür bağlamı.

Ek okuma:

  • Amir Hassanpour, "Dimdim", Encyclopaedia Iranica, cilt VII (1995); kuşatmanın ve destanın en derli toplu bilimsel özeti.
  • Ordîxanê Celîl, Kurdskiy geroiçeskiy epos "Zlatorukiy Han" (Moskova, 1967); Dimdim destanının derlemesi ve incelemesi.
  • Erebê Şemo, Dimdim (roman, Erivan, 1966); destanın romanlaşmış hali.
  • İskender Bey Münşi, Târîh-i Âlem-ârâ-yı Abbâsî; İngilizce çevirisi: History of Shah Abbas the Great (çev. Roger Savory).

Sosyal Medya Özetleri

Aşağıdaki özetler paylaşım içindir; kopyalayıp kullanabilirsiniz.

  1. Urmiye gölüne yakın bir dağın tepesinde taş yığınları durur. Dört yüz yıl önce burası Dimdim Kalesi'ydi. Taş yıkıldı, hikâye ayakta: bedelboseli.com/dimdim-kalesi-destani

  2. 1609-1610: Biradost mîri Emîr Xan, Dimdim Kalesi'nde Şah Abbas'ın ordusuna direndi. Kuşatmayı Safevi sarayının kendi tarihçisi kaydetti. Failin kendi kaydı: bedelboseli.com/dimdim-kalesi-destani

  3. Halk ona Xanê Lepzêrîn dedi: altın elli han. Anlatıya göre yitirdiği elin yerinde altın kaplama bir el taşıyordu. Belge sessiz, ad kalıcı. bedelboseli.com/dimdim-kalesi-destani

  4. Aynı olay iki dilde yazıldı: Safevi kroniği itaatsizlik dedi, Kürt destanı direniş. Kela Dimdimê, Mem û Zîn'den sonraki en büyük Kürt destanı sayılır. bedelboseli.com/dimdim-kalesi-destani

  5. Tarih sayar, destan büyütür. Dimdim'de kale 1610'da düştü; destanı dengbêjler dört yüz yıl taşıdı. İki katman, tek hafıza: bedelboseli.com/dimdim-kalesi-destani

Share this article