Skip to content
BEDEL BOSELI
Vegere Gotaran

1694'te tamamlanan Mem û Zîn neden sıradan bir aşk hikâyesi değil? Ehmedê Xanî'nin hayatı, eserin katmanları ve üç yüzyıl önce sorulan büyük soru.

Ehmedê Xanî ve Mem û Zîn: Bir Aşk Destanında Ulus BilinciEdebiyat ve Dil
13 Temmuz 202613 dakikalık okuma55 views

Ehmedê Xanî ve Mem û Zîn: Bir Aşk Destanında Ulus Bilinci

Read in:TRENDE
Ehmedê Xanî ve Mem û Zîn: Bir Aşk Destanında Ulus Bilinci

Bir Bakışta

  • Mem û Zîn, Ehmedê Xanî'nin 1694'te tamamladığı, yaklaşık 2 bin 650 beyitlik bir Kürtçe destandır. Tarih eserin kendi dizelerinde kayıtlıdır.
  • Görünüşte bir aşk hikâyesidir: Mem ile Zîn birbirini sever, araya giren fitne yüzünden kavuşamadan ölürler.
  • Xanî bu halk hikâyesini alıp içine başka bir şey yerleştirdi: bir halkın dili, birliği ve geleceği üzerine sorular.
  • Eserin giriş bölümünde Xanî, Kürtçe yazmayı bilinçli bir karar olarak açıklar. Kimse "Kürtlerin kitabı yok" diyemesin diye yazdığını kendi kalemiyle söyler.
  • Xanî yalnız şair değildi. Destandan on yıl önce, 1683'te, çocuklara Kürtçe öğretmek için manzum bir sözlük yazmıştı: Nûbihara Biçûkan.
  • Halk arasında yüzyıllardır dengbêjlerin söylediği Memê Alan destanı ile Xanî'nin yazdığı Mem û Zîn aynı şey değildir. Biri sözlü gelenektir, öbürü tek yazarın kaleminden çıkma bir sanat eseridir.
  • "Xanî ilk Kürt milliyetçisi miydi?" sorusu bugün akademide tartışmalıdır. İki görüşü de bu yazıda dürüstçe bulacaksınız.
  • Kitap yirminci yüzyılda yasaklarla boğuştu; bugün Doğubayazıt'taki Xanî türbesi ziyaretçi ağırlıyor.
  • Üç yüzyıl önce sorulmuş soru hâlâ masadadır. Bu yüzden Mem û Zîn eskimeyen bir kitaptır.

Doğubayazıt'ta Bir Türbe

Ağrı Dağı'nın eteğinde, Doğubayazıt'ta, İshak Paşa Sarayı'na çıkan yolun kenarında küçük bir türbe durur. İçeride bir mezar, duvarda bir isim: Ehmedê Xanî.

Buraya her gün insanlar gelir. Kimi dua eder, kimi fotoğraf çeker. Kimi de mezarın başında durup sessizce bir şey okur. Okuduğu şey çoğu zaman bir beyittir, üç yüz yıl önce yazılmış iki satır şiir.

Bir mezarın üç yüz yıl ziyaretçi çekmesi az rastlanır bir şeydir. Krallar unutulur, savaşlar karışır, ama bu mezarın sahibi unutulmadı. Neden?

Cevap için 1690'ların Bazîd'ine gitmek gerekiyor. Bugünkü adıyla Doğubayazıt'a.

Xanî Kimdi?

Ehmedê Xanî 1650 veya 1651'de doğdu. Bunu tahminden değil, kendi dizesinden biliyoruz: yaşını ve yazdığı yılı şiirinin içine işlemiştir. Doğum yeri kesin değildir; kaynakların çoğu Bazîd ve çevresini gösterir, ailesinin Hakkari yöresinden geldiği de anlatılır. Bilim burada temkinlidir: elimizde nüfus kaydı yok, elimizde şairin kendi satırları ve sonraki kuşakların anlattıkları var.

Kesin olana yakın olan şudur: Bazîd o çağda bir kültür merkeziydi ve Dr. Mehrdad R. Izady, Xanî'nin sahneye çıktığı şehir olarak Bazîd'i kaydeder. Kesin olan ise şudur: Xanî bir medrese insanıydı. Medrese, o çağın okulu demektir; din, dil, mantık ve edebiyat orada okunurdu. Xanî bu eğitimi aldı, sonra kendisi ders vermeye başladı. Bazîd'de yaşadı, yazdı ve 1707 civarında vefat etti.

Buraya kadar sıradan bir hayat. Onu sıra dışı yapan, elindeki kalemle verdiği kararlardır.

Önce Sözlük, Sonra Destan: Bir Öğretmenin Stratejisi

Xanî'nin ilk büyük işi bir aşk destanı değildi. Bir ders kitabıydı.

1683'te Nûbihara Biçûkan'ı yazdı. Adı "Küçüklerin İlkbaharı" demektir. Nedir bu kitap? Çocuklar için hazırlanmış, ezberlensin diye şiir gibi yazılmış bir Arapça-Kürtçe sözlüktür. O çağda eğitim Arapça ile başlardı. Xanî, Kürt çocuğunun Arapçayı kendi diliyle, Kürtçeyle öğrenmesini istedi.

Bu sıralama üzerine düşünmeye değer. Xanî önce okulun kapısından girdi, sonra edebiyatın. Önce çocuklara dillerini yazılı olarak verdi, sonra o dile bir başyapıt kazandırdı. Bir de inanç kitabı yazdı: Eqîdeya Îmanê, yani inancın esaslarını Kürtçe anlatan manzum bir eser.

Ders kitabı, inanç kitabı, edebiyat. Bir dili ayakta tutan üç sütun. Bu bir tesadüf mü, yoksa bir plan mı? Xanî'nin kendi satırları ikincisini düşündürüyor. Ama önce hikâyeyi dinleyelim.

Mem û Zîn'in Hikâyesi

Hikâye Cizre'de, Botan mîrinin sarayının çevresinde geçer. Mîr, o yörenin hükümdarı demektir.

Newroz günüdür. Şehir bayram yerindedir; gençler süslenmiş, sokaklara dökülmüştür. O gün iki genç, Mem ile arkadaşı Tacdîn, kılık değiştirip kızların arasına karışır. Karşıdan iki genç kadın gelir; onlar da erkek kılığına girmiştir. Dört genç birbirini görür ve iki çift, kim olduklarını tam bilmeden, birbirine gönlünü kaptırır. Kadınlardan biri mîrin kız kardeşi Zîn'dir.

Tacdîn ile sevdiği kavuşur. Sıra Mem ile Zîn'e gelince araya bir adam girer: Beko. Mîrin kapısında çalışan, fitnesiyle geçinen bir adam. Beko mîri kışkırtır, oyun üstüne oyun kurar. Mem zindana atılır. Aylar sonra zindandan çıktığında yorgun bedeni dayanmaz; Mem ölür. Haberi alan Zîn kederinden yaşayamaz; o da ölür ve Mem'in yanına gömülür.

Hikâyenin son dokunuşu bir halk inancıdır: Beko da öldürülünce kanından bir damla iki mezarın arasına düşer ve orada bir diken biter. Sevenler ölümde bile tam kavuşamaz. Halk arasında anlatılan budur; Cizre'de bugün Mem ile Zîn'e atfedilen türbe hâlâ ziyaret edilir. Belge ise sessizdir: Mem ile Zîn'in gerçekten yaşadığına dair tarihsel kayıt yoktur. Bu bir efsanedir ve efsane olduğu için değersiz değildir; birazdan göreceğiz, Xanî o efsaneye bambaşka bir yük taşıtmıştır.

Memê Alan ile Mem û Zîn Aynı Şey mi?

Değildir. Bu ayrım önemlidir, çünkü iki ayrı emeğin hakkını teslim etmek gerekir.

Memê Alan, dengbêjlerin, yani sözün ustası halk ozanlarının yüzyıllardır ezberden söylediği bir halk destanıdır. Yazarı yoktur; her dengbêj onu biraz değiştirerek, kendi nefesiyle söyler. Kökeni Xanî'den eskidir; kaynakların çoğu bu konuda birleşir.

Mem û Zîn ise tek bir yazarın, oturup bilinçle kurduğu bir edebi eserdir. Xanî halkın hikâyesini almış, ona dönemin en saygın edebiyat biçimi olan mesnevî kalıbını giydirmiştir. Mesnevî, her beyti kendi içinde kafiyeli uzun şiir demektir; İslam dünyasının romanıydı. Fars edebiyatının Leyla ile Mecnun'u nasıl bir aşk mesnevîsiyse, Xanî de Kürtçeye aynı ağırlıkta bir eser kazandırmak istedi.

Fark yalnız biçimde değildir. Halk destanı eğlendirir, ağlatır, hatırlatır. Xanî'nin eseri ise bir de düşündürür. Çünkü Xanî hikâyenin başına, çağının hiçbir aşk hikâyesinde olmayan bir bölüm koydu: kendi halkı üzerine bir dertleşme.

"Derdê Me": Kitabın Kalbi

Mem û Zîn'in giriş bölümünde Xanî hikâyeyi bir süre bekletir ve okurla dertleşir. Bu bölümde aşktan önce başka bir sevdadan söz eder: dilinden ve halkından.

Neden Kürtçe yazdığını açıkça söyler. Beyitler bugün elimizde, divan basımlarında kayıtlıdır. En bilineni şudur:

Da xelq nebêjitin ku Ekrad bê me'rifet in, bê esl û binyad

Türkçesi yaklaşık olarak şöyledir: "Ta ki kimse demesin Kürtler bilgisizdir, köksüz ve temelsizdir." Xanî devam eder: çeşitli milletler kitap sahibidir, yalnız Kürtler payını almamıştır; bu yüzden o, bu eseri Kürtçe kurmuştur.

Bir başka beyitte daha da ileri gider:

Ger dê hebûya me îttîfaqek vêkra bikira me înqiyadek

Yaklaşık çevirisi: "Bir birliğimiz olsaydı, hep birlikte tek iradeye uysaydık." Xanî bu satırların çevresinde, dönemin iki büyük gücü arasında sıkışmış halkını anlatır: Osmanlı ile Safevi arasında, yani Rûm ile Ecem arasında, Kürtlerin nasıl kale duvarı gibi durduğunu, ama kendi başlarına bir düzen kuramadıklarını söyler. Padişahsız, hamisiz, kitapsız bırakılmış bir halkın derdini döker.

Şunu açıkça söyleyelim: bu satırların çevirisi her basımda küçük farklarla verilir; Kürtçenin üç yüz yıl önceki söyleyişi bugünkünden farklıdır ve her çevirmen kendi yorumunu katar. Ama satırların yönü tartışmasızdır. Xanî dil, halk ve birlik üzerine düşünmüş ve bunu yazıya geçirmiştir. Belgeler açık: bu sorular 1694'te sorulmuştur.

Xanî "İlk Kürt Milliyetçisi" miydi?

İşte burada bilim ikiye ayrılıyor. İki görüşü de dinleyelim.

Bir grup araştırmacı, başta Kürt çalışmalarının tanınmış ismi Martin van Bruinessen, Xanî'nin dizelerinde erken bir ulus bilincinin işaretlerini görür. Van Bruinessen'in bu konudaki incelemesi, Mem û Zîn'in sonraki kuşakların elinde nasıl bir ulusal metne dönüştüğünü de adım adım gösterir. Bu okumaya göre Xanî çağdaş anlamda bir ideolog değildi; ama dili, halkı ve siyasi birliği aynı dertte buluşturan ilk büyük Kürt kalemiydi.

Öbür grup ise ihtiyata çağırır. Tarihçi Hakan Özoğlu gibi isimler şunu hatırlatır: "milliyetçilik" on dokuzuncu yüzyılda doğmuş modern bir kavramdır; on yedinci yüzyıl insanına bu kelimeyi giydirmek anakronizm olur. Anakronizm, bir çağın kavramını başka çağa taşıma hatası demektir. Bu okumaya göre Xanî'nin derdi, modern bir devlet projesi değil, kendi diline itibar kazandırmak ve halkının dağınıklığına hayıflanmaktı.

Peki belgeler ne diyor? Belgeler her iki tarafın da elini güçlendiren şeyi söylüyor: metin ortada. Xanî'ye hangi etiketi yakıştıracağımız tartışılabilir; metnin dil bilinci, halk sevgisi ve birlik özlemi taşıdığı tartışılamaz. Etiket bizim çağımızın sorunudur. Sorular Xanî'nindir.

Yasaklar, Çeviriler, Dönüşler

Bir kitabın gücünü, ona verilen sevgiden de anlarsınız, ona gösterilen korkudan da.

Mem û Zîn yüzyıllar önce yazıldı ama yirminci yüzyılda Türkiye'de uzun süre rahat yüzü görmedi. İlk Türkçe çevirisi 1968'de Mehmet Emin Bozarslan'ın kalemiyle yayımlandı; kitap kısa sürede yasaklarla ve mahkemelerle tanıştı. Kürtçe basımların yolu ise daha da uzundu. Bir dilin en büyük klasiği, o dilin konuşulduğu ülkede on yıllar önce elden ele, gizli gizli dolaştı.

Sonra ilginç bir dönüş yaşandı. 2010'ların başında eseri bu kez Türkiye Kültür Bakanlığı kendi yayını olarak bastı. Bir zamanlar toplatılan kitap devlet katalogunda yerini aldı. Bu dönüşü yorumlamak okura kalmış; biz olguyu kaydedelim.

Eser bugün dünya dillerinde yol alıyor. Rusça bilimsel basımı daha 1962'de Moskova'da yapılmıştı; İngilizce, Almanca, Farsça ve Arapça çeviriler bunu izledi. Amerikalı dilbilimci Michael Chyet, doktora tezini Mem û Zîn'in sözlü ve yazılı biçimlerini karşılaştırmaya ayırdı. Üç yüz yıllık bir Kürt destanı, dünya üniversitelerinde ders konusudur.

Bugün Xanî'den Geriye Ne Kalıyor?

Doğubayazıt'taki türbeye dönelim.

O mezarın üç yüz yıldır ziyaretçi çekmesinin sırrı artık daha görünür olmalı. İnsanlar orada yalnız bir şaire dua etmiyor. Bir karara saygı duruşunda bulunuyorlar: itibar görmeyen bir dilde, itibarlı bir eser yazma kararına.

Xanî'nin mirası üç kalemde özetlenebilir. Bir: Kürtçenin büyük edebiyat işleri başarabileceğini kendi eliyle kanıtladı; sonra gelen her Kürt yazar, önünde açılmış bir yol buldu. İki: eğitimin ana dilde başlaması gerektiğini üç yüz yıl önce gördü ve gereğini yazdı; Nûbihara Biçûkan bunun belgesidir. Üç: halkına dair sorularını edebiyatın en kalıcı rafına, bir başyapıtın içine koydu; kitap yaşadıkça sorular da yaşıyor.

Bir halkın hafızası bazen kalın tarih kitaplarında değil, iki sevgilinin hikâyesinde saklanır. Mem ile Zîn kavuşamadı. Ama onların hikâyesini yazan adam, dilini geleceğe kavuşturdu.

Sık Sorulan Sorular

Mem û Zîn ne zaman ve hangi dilde yazıldı? Ehmedê Xanî eseri 1694'te tamamladı; tarih eserin kendi dizelerinde kayıtlıdır ve kimi kaynaklar 1695 olarak verir. Dili Kürtçenin Kurmancî lehçesidir; yaklaşık 2 bin 650 beyittir.

Mem û Zîn'in konusu nedir? Botan mîrinin kız kardeşi Zîn ile Mem'in aşkı anlatılır. Fitneci Beko'nun oyunlarıyla iki sevgili kavuşamadan ölür. Xanî bu aşk hikâyesinin girişine, Kürt dili ve Kürtlerin birliği üzerine düşüncelerini yerleştirmiştir.

Memê Alan ile Mem û Zîn arasındaki fark nedir? Memê Alan, dengbêjlerin yüzyıllardır sözlü söylediği anonim halk destanıdır. Mem û Zîn ise Xanî'nin bu halk hikâyesinden yola çıkarak yazdığı, tek yazarlı edebi eserdir.

Ehmedê Xanî neden Kürtçe yazdığını söylüyor? Kendi beyitlerinde açıklar: kimse "Kürtler bilgisiz, köksüz ve kitapsızdır" diyemesin diye. Bu beyitler eserin giriş bölümünde yer alır.

Ehmedê Xanî'nin türbesi nerede? Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde, İshak Paşa Sarayı yakınındadır ve ziyarete açıktır.

Kaynaklar ve İleri Okuma

Temel kaynaklar (Bedel Boseli koleksiyonundan):

  • Dr. Mehrdad R. Izady, The Kurds: A Concise Handbook (4. baskı); Mem û Zîn'in 1694 tarihi ve Bazîd'in kültür merkezi kimliği burada da kayıtlıdır.
  • Abbas Vali (ed.), Essays on the Origins of Kurdish Nationalism (2003); içinde Martin van Bruinessen'in Xanî ve ulus bilinci incelemesi.
  • Michael L. Chyet, Kurdish-English Dictionary; Mem û Zîn'i dengbêj repertuvarının baş destanı olarak kaydeder.

Ek okuma:

  • Ehmedê Xanî, Mem û Zîn (çeşitli basım ve çeviriler; Türkçe ilk çeviri: M. Emin Bozarslan, 1968).
  • Hakan Özoğlu, Kurdish Notables and the Ottoman State (SUNY Press, 2004).
  • Michael L. Chyet, "And a Thornbush Sprang Up Between Them": Studies on Mem û Zîn (doktora tezi, University of California, Berkeley, 1991).
  • M. M. Rudenko'nun hazırladığı Rusça bilimsel basım (Moskova, 1962).

Sosyal Medya Özetleri

Aşağıdaki özetler paylaşım içindir; kopyalayıp kullanabilirsiniz.

  1. Yıl 1694. Bir medrese hocası, itibar görmeyen bir dilde başyapıt yazmaya oturdu. Gerekçesini kendi kalemiyle bıraktı: kimse "Kürtlerin kitabı yok" diyemesin diye. Ehmedê Xanî'nin hikâyesi: bedelboseli.com/ehmede-xani-ve-mem-u-zin

  2. Xanî destandan önce sözlük yazdı. 1683'te, çocuklar Arapçayı Kürtçeyle öğrensin diye: Nûbihara Biçûkan. Önce okul, sonra edebiyat. Bir dili ayakta tutan planın hikâyesi: bedelboseli.com/ehmede-xani-ve-mem-u-zin

  3. Mem û Zîn'de sevgilileri ayıran kılıç değil, fitnedir. Beko'nun mezarından biten diken, iki mezarın arasında bugün de duruyor gibidir. Efsane ile belgenin ayrıldığı yer: bedelboseli.com/ehmede-xani-ve-mem-u-zin

  4. Dengbêjlerin söylediği Memê Alan anonim bir halk destanı. Xanî'nin Mem û Zîn'i ise tek yazarlı bir sanat eseri. İkisi aynı şey değil; ikisi de bir halkın hafızası: bedelboseli.com/ehmede-xani-ve-mem-u-zin

  5. İlk Türkçe çevirisi 1968'de toplatılan Mem û Zîn'i, 2010'ların başında devletin kendisi bastı. Bir kitabın gücü, gördüğü sevgiden de anlaşılır, gördüğü korkudan da: bedelboseli.com/ehmede-xani-ve-mem-u-zin

Vê gotarê parve bike