Kürtlerin Filistinlilere karşı tutumu – İsmail Beşikçi

İsmail Beşikçi: Kürtler ve Filistin

Türkçe oku

İsmail Beşikçi: Kürtlerin, özellikle Kürt okur-yazarlarının bazı olaylar karşısındaki düşüncelerini, tavır ve davranışlarinı incelediği­miz zaman, büyük bir aymazlık içinde olduklarını görüyoruz. Burada, belli başlı, bazı olaylarla ve kavramlarla ilgili olarak Kürtlerin tavır ve davranışlarına ilişkin bazı düşüncelerimizi ve gözlemlerimizi belirtmeye çalışacağız.

Devrimci Kürtler, Ortadoğu’da Filistin hareketine her zaman destek vermeye çalıştı; Fi­listin hareketine büyük bir coşku ve sempatiyle yaklaştı. Devrimci Kürtler, Siyonizme duydukları tepkiyi her zaman ifade etti. Bağımsız devlet kurma dahil, Filistinlilerin her türlü hakkını kararlılıkla savundu. Bunun yanında Kürtler,. İsrail‘e karşı, Filistinlilerin yanında fiilen savaşa da girdi. Örneğin 1982’de, İsrail’in Beyrut çıkarması sırasında, özellikle Kürdistan İşçi Partisi‘ne (PKK) bağlı gruplar Filistinlilerin yanında savaşa katıldı. 

Kürtler, Ortadoğu’da Filistin devrimini samimi ve kararlı bir şekilde savunan gruplar içinde yer almaktadırlar. Filistinlilere düşman olan siyasal odaklara Kürtler de düşman oldu. Düşmanlıklarını her vesileyle, her türlü yoldan göstermeye çalıştılar. Bütün bunlara rağmen Filistinliler, Kürtlere hiç de dostça yaklaşmadı. Her zaman onların düşmanlarıyla işbirliği yaptı. Kürdistan’ı devletlerarası sömürge sistemi içinde tutmaya çalışan devletler, Filistinlilerin en yakın dostları oldu. Filistinliler her zaman, Türkiye ve Irak gibi Kürtlere düşman olan devletlerin yanında yer almaktadır.

Halepçe gibi bir soykırımda bile, Filistin Kurtuluş Örgütü, Kürtlerin lehine tek bir söz söylemedi; soykırımı yapan­ları kınamadı bile. Halepçe’den önce, yine kimyasal silahlar­la, soykırıma uğratılan Kürtlerin sayısının, Halepçe’de katle­dilenlerden çok daha fazla olduğunu da biliyoruz. Bu zehirli gazlar, Kürtlere karşı Halepçe’den sonra da kullanıldı. Bütün bu süreç içinde, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) hep Irak’ın yanında yer aldı; Saddam Hüseyin’i destekledi. Kimyasal silahlar kullanılmasını kınamadı. Mağdur edilen binbir türlü acıya gark edilen Kürtler için tek bir şey söylemedi.

Halepçe’de, Kürtlere karşı kimyasal silahlar kullanıldı­ğında, İslam Konferansı Zirvesi, Kuveyt’te toplantı halindeydi. (I) numaralı ana paragrafın (B) kısmında, orada ne tür kararlar alındığını, soykırıma uğratılan Kürtlerden hiç söz edilmediğini vurgulamıştım. İslam Konferansı Zirvesi’nde Filistin Kurtuluş Örgütü de gözlemci sıfatıyla bulunuyordu.

İsrail işgali altındaki Filistinlilerin nüfusu 1.5 milyon civarındadır. Bu nüfus Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’nde oturmaktadır. Ortadoğu’daki Filistinlilerin nüfusunun tamamı ise 4-5  milyon civarındadır. Halbuki Kürtlerin  Ortadoğu’daki nüfusları 30 milyonun üzerindedir ve Kürdistan ülkesinin sahip olduğu arazi 550 bin kilometre karenin üze­rindedir.

Not: 1991’de bu kitap yazıldı o zaman Kürt nüfusu 30 milyon kabul ediliyordu, 2021’e geldiğimizde 50 milyonun üzerinde olduğu anlaşılıyor.

Filistinliler için bütün Arap dünyası, yani 22 tane Arap devleti maddi ve manevi yollardan her türlü çabayı göster­mektedir. Bağımsız bir devlet kurma hakkı da dahil Filistin­lilerin her türlü hakları ve çıkarları savunulmaktadır. Arap devletlerinin oluşturduğu Arap Birliği, yine Filistin sorunu­nu yoğun bir şekilde savunmaktadır. Arap devletlerinin dışında 42 Müslüman ülke, Filistinlilerin haklarını ve çıkarlarını savunmaktadır. İslam Konferansı Örgütü’nün en temel konularından biri de budur. Üçüncü Dünya Ülkeleri Filistin sorununu her zaman dinamik bir şekilde savunmaktadır ve Filistinliler lehine çözümler üretmektedir. Bunun dışında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, Çin Halk Cumhuriyeti, Küba gibi ülkelerin; Doğu Avrupa ülkelerinin; gerek Avrupa’daki, gerek dünyanın başka yerlerindeki demokratik devletlerin; Filistin halkının mücadelesini desteklediğini yakından biliyoruz. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Topluluğu, Arap Zirvesi, İslam Konferansı, Üçüncü  Dünya Ülkeleri Birliği, uluslararası  kurumlar  Filistin  halkına olan ilgilerini her zaman göstermişlerdir. FKÖ, bu örgütlerin bazılarında gözlemci, bazılarında ise asli üyedir. Fakat, yukarıda kısaca saydığımız devletlerden ve uluslararası kurumlardan hiçbiri, Kürtlerin mücadelesi  karşısında, Kürtlerin ulusal ve demokratik hakları konusunda ve istekleri konusunda olumlu bir tavır sergilemedi.

Kürtlerin, Filistin halkının ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemeleri elbette yerinde bir harekettir. Kürtlerin, Filistin halkıyla enternasyonal dayanışmaya girmeleri de elbette gerekir. Zira ezilen halklar, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı birlikte mücadele etmelidir. Fakat, Filistinlilerin, FKÖ’nün, Kürtlerle dayanışmaya girmemek için büyük bir dikkat içinde olduklarını görüyoruz. Kürtlerin uzattığı eli tutmamaya gayret göstermektedirler. Bunun, önemli ve dikkatli bir şekilde gözetilen bir Filistin politikası olduğu bilinmektedir. Örneğin, Filistinlilerin Türkiye’de temsilcilik aç­malarının en önemli koşulu, Kürt sorunuyla ilgilidir. Filistinliler, Kürt sorununa bulaşmayacaklarına; Türk, Arap ve Farsların, Kürtleri ezme politikalarını ve uygulamalarını eleştirmeyeceklerine, desteklemeyeceklerine dair söz vermişlerdir. Bunlar kuşkusuz enternasyonal dayanışmanın ruhuna aykırıdır.

Öyleyse, Kürtlerin tarih bilincine sahip olmaları gerekir. Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması konusunda Kürtler tarih bilincine sahip olmalıdırlar. 1920’li yıllardaki İngiliz emperyalizmini düşünelim. Arap dünyasında önemli hanedanlar, aileler devletlerin başına geçirildi. Kürtlerin silahlı mücadelelerini, özgürlük ve eşitlik mücadelelerini başarısızlığa uğrattı; bağımsız bir devlet kurmalarını engelledi. Kemalistlerle, Arap ve Fars monar­şileriyle işbirliği ve güçbirliği yaparak Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun bölünmesini, parçalanmasını ve paylaşılmasını sağladı.

1960 ve 1970’li yılları düşünelim:  Filistinlilere yani Arap devletine coşkuyla büyük bir destek veren Kürtler, kendileri için hiçbir şey yapmadı, veya çok az şey yaptı. Kaldı ki, Kürtlerin Ortadoğu’daki nüfusu 30 milyonu aşkın… Kürtler kendilerini neden adam yerine koymuyorlar  acaba? Bu aşağılık duygusunun, bu ezikliğin nedeni nedir? “Filistinlilerle dayanışma çağrılan yapılmasın” demek mümkün değildir. Fakat, Filistinlilerin bu dayanışma çağrılarına ne­den cevap vermedikleri, bilakis Kürtlere düşman olan devletlerle neden dayanışma yaptıkları muhakkak incelenmelidir.

Ortadoğu’da Filistinlilerle Kürtlerin durumlarının çok çok farklı olduğu yakından bilinmektedir. Arap ülkeleri, İslam Ülkeleri, Üçüncü Dünya Ülkeleri Filistin halkıyla dost­tur. Sosyalist ülke ve partilerin de Filistinlilere politik ve eko­nomik olarak her türlü yardımınları yaptığı, onların yanında oldukları, her zaman belirtilmektedir. Filistinlilerin bir tek düşmanı vardır: İsrail. İsrail’e öteki Arap ülkeleri, müslüman ülkeler de dost değildir. Üçüncü Dünya ülkelerinin, sosyalist ülkelerin, sosyalist ve komünist partilerin İsrail ile çok iyi ilişkiler içinde oldukları söylenemez. Kürdistan ise, düşman güçler arasında bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış bir ülkedir. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi düşman güçler içinde yürütülmektedir. Bölünme, parçalanma ve paylaşılma Kürtlerin düşmanlarını çoğaltmış, dostlarını azaltmıştır. Hatta, Kürtleri Ortadoğu’da dostsuz bırakmıştır. Bütün bunların Kürtler tarafından sorgulanması gerekir. Kürtler, Filistinlilerin bağımsız devlet kurma hakkı da dahil her türlü haklarını savunurken kendileri için bunu neden düşünememektedir? Bu konunun ciddi olarak irdelenmesi gerekir. Filistinliler için bu hakların Türk Devleti tarafından da savunulduğunu belirtelim.

Körfez bunalımı sırasında, en çok konuşulan konular­dan biri de Kürtlerle ilgilidir. 2 Ağustos 1990’da, Irak’ın Kuveyt’in işgaliyle birlikte ortaya çıkan kriz boyunca, ABD, Sovyetler Birliği gibi büyük devletlerin, bağımsız bir Kürt devletine katiyen izin vermeyecekleri sık sık söyleniyor, yazılıyordu. İngiltere, Fransa gibi devletlerin de bağımsız  bir Kürt devleti istemedikleri önemle belirtiliyordu. Şöyle haberler sık sık yayınlanıyordu:  “Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve İran Cumhurbaşkanı Rafsancani anlaştı: Kürt Devletine izin yok”; “Özal ve Hafız Esat anlaştı: Bağımsız Kürt Devletine izin verilmeyecek.”

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün bazı yöneticileri de benzer açıklamalar yaptı. Filistin Kurtuluş Örgütü’nden yapılan bir açıklama şöyleydi: “…  kurulacak bağımsız bir Kürt Devleti, bölgede, ABD’nin oyuncağı olacaktır. Bu devlet bölgede ABD’nin varlığının sürekli olmasını sağlayacaktır. Bu ba­kımdan Bağımsız bir Kürt Devleti’nin kurulmasına karşı çıkıyoruz…” Baskı ve zulme karşı mücadele eden, bağımsız bir devlet kurmak için çabalayan  bir ulusal kurtu­luş örgütünün, başka halklara bu hakkı tanımamış olması günümüzün en çarpıcı ironilerinden biridir. Bu, ırkçılığı, sömürgeciliği ve emperyalizmi savunmaktan başka bir anlama gelmez. Zira Kürtlere karşı sürdürülen politika, Filistinlilere karşı sürdürülenlerden kat kat ağırdır. İlericilik yapılarak, devrimci ve demokratik kavramlar kullanılarak böyle bir çirkinlik gizlenemez.

Burada, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne iki hususu önemle hatırlatmak gerekir. Birinci olarak, Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması konusuyla ilgili politikalar ve uygulamalar elbette hatırlatılmalıdır. Kürdistan sorunu konusunda, emperyalizm etkeninin bu temelde durduğu vurgulanmalıdır. Kürdistan, emperyalizmin ve sömürgeciliğin bu politikasının en önemli kurbanıdır. Türk, Arap ve Fars yönetimleri, bu  politikaların oluşturulmasında ve uygulanmasın­ da emperyalizmin ve sömürgeciliğin en önemli işbirlikçileri olmuşlardır.

Filistin Kurtuluş Örgütü gibi örgütlere hatırlatılması gereken ikinci husus, ABD gibi büyük devletlerin uluslararası politikadaki rolü ile ilgilidir. Büyük devletler dünyanın neresinde etnik yada dinsel bir huzursuzluk varsa, mevcut  ortamdan yararlanma­ya ve politikalar üretmeye, kendi durumlarını güçlendirmeye çalışıyorlar. O halde, böyle bir ortamın, ezilen halkların lehi­ne çözümlenmesini sağlamak herkesin görevi olmalıdır. Önemli olan, şeytanın faaliyette bulunabileceği ortamı çelişkilerden arındırmaya çalışmaktır. Etnik, dinsel ve benzeri çelişkilerin var olması şeytanın faaliyette bulunması için her zaman elverişli bir ortam hazırlar. 

Irak’ın Kuveyt’ten kuvvet kullanılarak çıkarılmasından sonra da Kürtlerle ilgili benzer haberler yazıldı, söylendi. Fakat bu süreçte çok daha büyük bir dikkatle incelenmesi gereken olaylar meydana geldi. Güney Irak’ta Şii topluluklar arasında, Saddam Hüseyin yönetimi aleyhtarı ayaklanmalar başladı. Kuzey Irak’ta yani Güney Kürdistan’da da halk ayaklandı. Kürdistan, Kürt güçleri tarafından fiilen denetim altına alındı. Kısa zamanda derlenip toparlanan Saddam Hüseyin’e bağlı birlikler kimyasal silahlar da kullanarak Şiilerin ve Kürtlerin ayaklanmaları bastırdı. Saddam Hüseyin, müttefik güçlere karşı kullandığı kimyasal silahları Kürtlere karşı etkili bir şekilde yine kullanmıştı. İşte böyle bir savaş sürecinde Filistinlilerin de Saddam Hüseyin’e bağlı birlikler içinde Kürtlere karşı savaştığını  görüyoruz.  Filistinlilerle birlikte, Mesut  Recavi’ye bağlı birliklerin, yani Mücahitlerin de, Saddam  Hüseyin’e bağlı birlikler içinde Kürtlere karşı savaştığı bilinen bir gerçektir.

Gerek Filistinlilerin, gerek Mücahitlerin Kürtlere karşı etkili bir şekilde uygulanan soykırıma katılmış olmaları günümüz dünyasında izlenebilen en dramatik olaylarından  biri olmalıdır. Filistinlilerin ve Mücahitlerin Kürtlere karşı yürütülen savaşta, Saddam Hüseyin’e bağlı birlikler içinde yer aldıklarını inkar etmesi, yalanlaması politik bir tavırdır. Zira hiçbir siyasi güç böyle bir pisliği savunamaz. Hele hele ilericilik adına, devrimcilik yada  enternasyonalizm adına hiç savunamaz. Kaldı ki bunların, Kürtlere karşı gerçekleşti­rilen soykırımda  Saddam Hüseyin’in yanında yer aldıkları, bu birlikler içinde Kürtlere karşı savaştıkları somut bir gerçektir. O halde bu süreci herkesten önce Kürtlerin irdelemesi gerekir. Ezilen halkların omuz omuza mücadele etmesi isteği her zaman dile getirilmektedir. Fakat, Kürtler için bunun neden gerçekleşmediği henüz ciddi bir şekilde incelenebilmiş bir konu değildir. Kürtlere karşı, düşman devletlerle işbirliği yapılması ise her zaman inkar edilen bir konu olmaktadır. Günümüzdeki ulusal kurtuluş mücadeleleri ile ilgili olarak bu çelişkinin çözülmesi bilgilerimizi artıracaktır.

Türkçe oku

Benzer gönderiler

Şirove (Yorum/Comment)

%d bloggers like this: