Skip to content
گەڕانەوە بۆ وتارەکان

Adana'da doğan Çirkin Kral'dan Cannes'a: Yılmaz Güney, Yol'un Altın Palmiyesi, Ghobadi ve Saleem kuşağı, ilk Kürt filmi tartışması ve Duhok festivali.

Kürt Sineması: Yılmaz Güney'den BugüneKültür ve Hafıza
13 Temmuz 202614 dakikalık okuma41 views

Kürt Sineması: Yılmaz Güney'den Bugüne

Read in:TRENDE
Kürt Sineması: Yılmaz Güney'den Bugüne

Bir Bakışta

  • Yılmaz Güney (1937-1984) Adana'da, Çukurova'ya pamuk işçisi olarak inmiş Kürt bir ailenin çocuğu olarak doğdu; baba tarafı Siverek'ten, anne tarafı Muş Varto'dandı.
  • Yeşilçam onu "Çirkin Kral" yaptı; yüz dolayında filmde oynadı, sonra kamera arkasına geçti.
  • Umut (1970) Türkiye sinemasında bir kırılmadır; sansür filmi yasakladı.
  • Sürü ve Düşman senaryolarını hapiste yazdı. Yol'u da hücresinden yönetti; seti Şerif Gören çekti.
  • Yol, 1982'de Cannes'da Altın Palmiye'yi Costa-Gavras'ın Missing filmiyle paylaştı. Türkiye'de 1999'a kadar yasak kaldı.
  • Son filmi Duvar'ı (1983) Fransa'da çekti. 9 Eylül 1984'te Paris'te vefat etti; mezarı Père Lachaise'dedir.
  • Sonraki kuşağın öncüsü İran tarafından çıktı: Bahman Ghobadi'nin Sarhoş Atlar Zamanı filmi 2000'de Cannes'da Altın Kamera ödülünü aldı; İran'da çekilmiş ilk Kürtçe uzun film sayılır.
  • Kaplumbağalar da Uçar (2004) San Sebastián'da büyük ödülü, Altın İstiridye'yi kazandı.
  • Iraklı Hiner Saleem Paris'ten çekti: Kilomètre Zéro (2005), Cannes ana yarışmasına giren ilk Irak filmi oldu.
  • "İlk Kürt filmi" sorusu tartışmalıdır: Kürtleri anlatan sessiz film Zare (1926/27, Sovyet Ermenistanı) ile ilk Kürtçe uzun film Klamek ji bo Beko (1992) ayrı cevaplardır. Bugün bu mirası 2012'den beri Duhok Uluslararası Film Festivali taşıyor.

Mayıs 1982, Cannes. Festival sarayında bir film bitiyor ve salon ayağa kalkıyor. Alkış dakikalarca sürüyor. Sahnedeki adam, bir yıl önce Türkiye'de bir cezaevinde sayım veriyordu. Filmini de sete hiç çıkmadan yönetmişti: hücresinden, sayfa sayfa talimatla.

O akşam Yol, Altın Palmiye'yi Costa-Gavras'ın Missing filmiyle paylaştı. Yönetmenin adı Yılmaz Güney'di. Adana'da, pamuk tarlasının kıyısında doğmuş bir Kürt işçi çocuğuydu.

Kürt sinemasının tarihi nereden başlatılırsa başlatılsın, yol dönüp dolaşıp ona çıkar. Biz de oradan başlayalım; ama bitirmeden, ondan öncesine ve sonrasına da dürüstçe bakalım.

Adana'da Bir Çocukluk: Pamuk, Simit, Film Makarası

Yılmaz Güney 1937'de Adana'nın Yenice köyünde doğdu. Ailesi topraksızdı; Çukurova'ya pamuk işçisi olarak inmişlerdi. Baba tarafı Siverek'ten, anne tarafı Muş Varto'dandı. Evin dili ve hafızası Kürt'tü; sokağın dili Türkçe. Bu ikilik, onun bütün hayatının cetveli oldu.

Çocuk Yılmaz su sattı, simit sattı, pamuk topladı. Sinemayla tanışması da emekle oldu: Adana'da film şirketlerinin ayak işlerini yaptı, makara taşıdı. Perdedeki dünya ile sırtındaki çuval arasındaki mesafeyi erken ölçtü. Yazmaya başladı; öyküleri dergilerde çıktı. 1961'de bir öyküsü yüzünden yargılandı ve hapis yattı. Henüz yirmili yaşlarının başındaydı ve devletle ilk tanışması edebiyat üzerinden olmuştu.

İstanbul'a gitti. Sette figüranlık, senaryo tamirciliği, küçük roller derken kamera onu buldu. Peki bu yoksul, esmer, sert yüzlü genç, jönlerin dünyasında nasıl yer açacaktı kendine?

Çirkin Kral: Halkın Aynasındaki Yüz

Cevap, Türkiye sinema tarihinin en ünlü lakabında saklı. The Cambridge History of the Kurds'te Bahar Şimşek'in aktardığı sahne şudur: 1965'te genç oyuncu, Krallar Kralı filmi üzerine bir gazeteciyle konuşur. Kendinden emin tonu gazeteciyi rahatsız eder; ona Türk sinemasının tek kralının Ayhan Işık olduğu hatırlatılır. Güney cevabı lakapla verir ve "Çirkin Kral" adını kendisi sahiplenir.

Lakap tuttu, çünkü doğruydu. Güney, yakışıklı jön kalıbının tam tersiydi ve seyircisi tam da bu yüzden ona kendini yakın gördü. Canlandırdığı adamlar eşkıyalar, mahpuslar, öfkeli yoksullardı. Sinema salonlarında işçiler ve köylüler kendi yüzlerini ilk kez bu kadar yakından gördü. Yüz dolayında filmde oynadı; gişenin en güvenilir adıydı.

Ama Cambridge tarihinin işaret ettiği ince nokta şudur: bu filmlerin dünyası çoğu zaman Kürt coğrafyasıydı, dili ise Türkçe. Kürtçe o yıllarda perdede yasaktı. Kürtlük ancak adlarda duyulurdu: Seyyit Han, Koçero, Remo, Keje. Yasak çağın sineması böyle konuşur: fısıltıyla, adlarla.

Umut (1970): Kamera Yere İner

1968'de Seyyit Han ile yönetmenliğe geçti. Asıl kırılma 1970'te geldi: Umut.

Umut, Adana'da faytoncu Cabbar'ın hikâyesidir: atı ölür, umudu define masalına bağlanır. Film ağır, kuru ve gerçekti; yıldız Yılmaz Güney, kendi yıldız imgesini bile bile söndürüyordu. Sansür kurulu filmi yasakladı. Kopyasının yurt dışına kaçırıldığı anlatılır; film Avrupa'da gösterilip konuşuldu. Bugün eleştirmenlerin çoğu Umut'u Türkiye sinemasının dönüm noktalarından sayar.

Neyi değiştirmişti? Kamerayı yere indirmişti. Yoksulluk artık dekor değil, konuydu. Şimşek'in dikkat çektiği sınır ise burada da durur: bu dönem filmleri Kürt yoksulluğunu sınıf meselesi olarak anlatır; Kürt adını ağzına alamaz. Söz yasaksa, görüntü konuşur; ama görüntünün de sınırı vardır.

Hücreden Yönetilen Film: Yol

1972'den sonra Güney'in hayatı mahkeme ve cezaevi arasında geçti. 1974'te Yumurtalık'ta bir gece kavgasında yargıç Sefa Mutlu öldü; mahkeme Güney'i suçlu buldu ve on dokuz yıl ceza verdi. Dava o günden beri tartışılır. Güney için kesin olan şuydu: yönetmenliğinin zirvesinde, kamerasından koparılmıştı.

Koptu mu gerçekten? Hayır; yöntem değiştirdi. Hücresinde senaryo yazdı ve filmleri vekaletle çekti. Sürü'yü (1978) ve Düşman'ı (1979) senarist olarak o kurdu, seti Zeki Ökten yönetti. Sonra Yol geldi: beş mahpusun bir haftalık izinle memleketlerine dağılışı. Seti Şerif Gören çekti; Güney her sahneyi kağıt üstünde tarif etti. 1981 sonbaharında, izinli çıktığı yarı açık cezaevine dönmedi ve yurt dışına çıktı. Filmi İsviçre'de kurguladı.

Mayıs 1982'de Yol, Cannes'da Altın Palmiye'yi Missing ile paylaştı. Filmin gösterdiği coğrafyanın büyük bölümü Kürt coğrafyasıydı ve uluslararası kopyada, mahpus Ömer'in sınırdaki köyüne dönüşünde ekrana "Kürdistan" yazısı düşüyordu; o yıllarda Türkiye'de bu kelimenin kendisi yasaktı. Film de yasaklandı ve Türkiye'de ancak 1999'da gösterime girebildi. Cambridge tarihi bir ayrıntı daha ekler: Yol yıllarca Irak'ta da yasaktı. Bir film, iki devlete birden fazla gelmişti.

Duvar ve Père Lachaise

Sürgünde tek film çekebildi: Duvar (1983). Fransa'da, devlet desteğiyle çekilen film, bir cezaevinin çocuk koğuşunu anlatır; sertliği bugün bile izleyeni sarsar. Türkiye onu vatandaşlıktan çıkardı. Hasta bedeni son işaretleri veriyordu.

Yılmaz Güney 9 Eylül 1984'te Paris'te mide kanserinden vefat etti. Kırk yedi yaşındaydı. Père Lachaise mezarlığına defnedildi; mezarı bugün de ziyaret edilir. Geride iki miras bıraktı: Türkçe çekilmiş koca bir filmografi ve Kürt sineması denen, o gün henüz adı bile konmamış bir imkan. Şimşek'in saptaması nettir: birçokları için Kürt sinemasının öncüsü odur; ama bu öncülük, dili yasaklı bir halkın öncülüğüdür ve tam da bu yüzden hikâye onunla bitmez.

İran'dan Bir Ses: Bahman Ghobadi

Sonraki büyük halka sınırın öbür yanından geldi. Bahman Ghobadi 1969'da, Doğu Kürdistan'ın Bane şehrinde doğdu. İran sinemasının içinde yetişti ve ilk uzun filmini kendi coğrafyasında, kendi dilinde çekti: Sarhoş Atlar Zamanı (2000). Film, İran-Irak sınırında katırlarla kaçakçılık yapan yetim kardeşleri anlatır; oyuncuları o dağların gerçek çocuklarıdır.

Sonuç tarihe geçti. Film 2000'de Cannes'da en iyi ilk filme verilen Altın Kamera ödülünü aldı ve İran'da çekilmiş ilk Kürtçe uzun film sayıldı. Kürtçe, dünya sinemasının ana sahnesine ödülle girmişti. Ghobadi durmadı: Kaplumbağalar da Uçar (2004), Saddam sonrası Irak'ta çekilen ilk uzun filmlerden biri oldu; mayın toplayan çocukları anlatır ve San Sebastián festivalinin büyük ödülü Altın İstiridye'yi kazandı, Berlin'de de ödüllendirildi. Cambridge tarihinin aktardığı söyleşide Ghobadi kendini tek cümleyle tarif eder: bütün varlığı İranlıdır, kalbi Kürt'tür.

Güney ile arasındaki fark öğreticidir. Güney Kürt hikâyesini Türkçe anlatmak zorundaydı; Ghobadi ana dilinde çekebildi. Aradaki mesafe iki kuşak değil, iki rejimin sansür tarihidir.

Paris'ten Duhok'a: Saleem, Ustaoğlu ve Diaspora

Aynı yıllarda üçüncü bir ses Paris'ten yükseldi. Hiner Saleem 1964'te Behdinan bölgesindeki Akrê'de doğdu; on yedi yaşında Irak'tan çıktı. Çocukluğunu anlattığı kitabının adı bile bir özet gibidir: Babamın Tüfeği. Ermenistan'daki bir Kürt köyünde geçen Vodka Lemon (2003) Venedik'te ödül aldı. Kilomètre Zéro (2005), Cannes ana yarışmasına giren ilk Irak filmi oldu. My Sweet Pepperland (2013) ise Cannes'ın Belirli Bir Bakış bölümünde gösterildi; Şimşek'in dikkat çektiği gibi film, Kürtçenin farklı kollarını aynı hikâyede konuşturur.

Peki bu hikâye yalnız Kürt yönetmenlerin mi? Değil. Yeşim Ustaoğlu'nun Güneşe Yolculuk'u (1999), Kürt meselesini işleyen sinemanın en güçlü örneklerindendir: İstanbul'da tanışan bir Türk genciyle bir Kürt gencin dostluğunu ve bir cenazenin doğuya yolculuğunu anlatır. Film Berlin festivalinde Mavi Melek ödülünü ve Barış Filmi ödülünü aldı; İstanbul'da yılın en iyi filmi seçildi. Yasaklı bir meselenin perdeye gelişi, bazen komşu evin penceresinden olur.

Diasporanın payını da kaydedelim: Almanya'da yaşayan müzisyen Nizamettin Ariç'in Klamek ji bo Beko filmi (1992), Kürtçe çekilmiş ilk uzun film sayılır; 1988'deki kimyasal saldırı günlerinin acısını da perdeye taşır. Sürgün, Kürt sinemasında bir tema değil, çoğu zaman yapım koşulunun kendisidir.

"İlk Kürt Filmi" Hangisi? Ve Bugün

Şimdi en çetrefil soru: ilk Kürt filmi hangisidir? Dürüst cevap, sorunun ikiye ayrılmasıdır.

Kürtleri anlatan ilk film için kayıt Sovyet Ermenistanı'nı gösterir: Zare. Sessiz bir aşk filmidir; bir Êzidî Kürt köyünde geçer. Cambridge tarihi yapımı 1927 olarak verir, birçok kaynak 1926 der; yönetmeni Hamo Beknazaryan'dır. Erivan Radyosu yazısında anlattığımız o Sovyet Ermenistanı kültür havzası, Kürt sinemasının da ilk beşiğidir. Ama Zare sessizdir ve yapımcısı Kürt değildir; ona "ilk Kürt filmi" demek tanıma göre değişir. İlk Kürtçe uzun film sorusunun en güçlü cevabı ise yukarıda andığımız Klamek ji bo Beko'dur (1992). İki tarih arasında 65 yıl var; aradaki boşluk, dört devletin yasak tarihidir.

Sayılar bu tarihi tek başına anlatır. Cambridge tarihinin dökümüne göre 1982'deki Yol'dan 2010'ların sonuna kadar Kürt dillerinde çekilen uzun metraj sayısı topu topu 58'dir. Bunların 21'i, 2009-2018 arasında Kürdistan Bölgesi'nin desteğiyle çekildi. Yani resmi bir yapı devreye girince üretim katlandı. Aynı yapının vitrini de var: 2012'den beri düzenlenen Duhok Uluslararası Film Festivali, dört parçanın ve diasporanın filmlerini aynı salonda buluşturuyor.

Kürt sineması üzerine Türkçedeki ilk derleme kitabın adı, bu yazının en kısa özeti gibidir: Yurtsuzluk, Sınır ve Ölüm. Ama bugün perde o üç kelimeden fazlasını gösteriyor. Güney'in fısıltıyla söylediği adlar, bugün afişlerde açık yazılıyor. Yol uzundu; boş geçmedi.

Sık Sorulan Sorular

Yılmaz Güney Kürt müydü? Ailesi Siverek ve Varto kökenli Kürtlerdi; Güney sürgün yıllarında Kürt kimliğini açıkça sahiplendi. Filmlerinin Türkçe olması dönemin yasağındandır: Kürtçe perdede konuşulamıyordu.

Yol hangi ödülü aldı ve neden yasaklıydı? Yol 1982 Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'yi Costa-Gavras'ın Missing filmiyle paylaştı. Kürt coğrafyasını gösteren ve uluslararası kopyasında "Kürdistan" yazısına yer veren film, Türkiye'de 1999'a kadar yasak kaldı.

İlk Kürt filmi hangisidir? Tartışmalıdır. Kürtleri anlatan ilk film, Sovyet Ermenistanı'nda çekilen sessiz Zare'dir (kaynaklara göre 1926 ya da 1927). Kürtçe çekilmiş ilk uzun film ise genellikle Nizamettin Ariç'in Klamek ji bo Beko'su (1992) sayılır.

Bahman Ghobadi hangi ödülleri aldı? Sarhoş Atlar Zamanı 2000'de Cannes'da Altın Kamera ödülünü aldı. Kaplumbağalar da Uçar 2004'te San Sebastián'da Altın İstiridye'yi, 2005'te Berlin'de Barış Filmi ödülünü ve Cam Ayı'yı kazandı.

Duhok Film Festivali nedir? Kürdistan Bölgesi'nin Duhok kentinde 2012'den beri düzenlenen uluslararası festivaldir; Kürt filmlerinin dört parçadan ve diasporadan buluştuğu ana vitrindir.

Kaynaklar ve İleri Okuma

Temel kaynaklar (Bedel Boseli koleksiyonundan):

  • Hamit Bozarslan vd. (ed.), The Cambridge History of the Kurds (2021); Bahar Şimşek'in "A Cinematography of Kurdishness" bölümü ile Sovyet Ermenistanı Kürt kültür hayatı bölümü (Zare kaydı, Yol yasağı, Duhok ve üretim sayıları).
  • Dr. Mehrdad R. Izady, The Kurds: A Concise Handbook (4. baskı); "Theater & Motion Pictures" bölümü ve Yol değerlendirmesi.

Ek okuma:

  • Müjde Arslan (der.), Kürt Sineması: Yurtsuzluk, Sınır ve Ölüm (2009).
  • Cannes Film Festivali resmi arşivi: Yol (1982) ve Kilomètre Zéro (2005) sayfaları.
  • Berlinale ve San Sebastián festival arşivleri: Güneşe Yolculuk (1999), Kaplumbağalar da Uçar (2004).
  • Senses of Cinema dergisinin Yılmaz Güney portresi.

Sosyal Medya Özetleri

Aşağıdaki özetler paylaşım içindir; kopyalayıp kullanabilirsiniz.

  1. Mayıs 1982, Cannes: Altın Palmiye, yönetmenliğini hücresinden yapan bir adama gitti. Yol'u sette Şerif Gören çekti, Yılmaz Güney kağıt üstünde yönetti. Film Türkiye'de 17 yıl yasak kaldı: bedelboseli.com/kurt-sinemasi-yilmaz-guneyden-bugune

  2. Yeşilçam ona "Çirkin Kral" dedi; lakabı kendisi seçti. Adana'da pamuk işçisi Kürt ailenin oğluydu; yüz dolayında filmde oynadı, sonra kamerayı yoksulların yüzüne çevirdi: bedelboseli.com/kurt-sinemasi-yilmaz-guneyden-bugune

  3. Güney'in filmlerinde Kürtçe yasaktı; Kürtlük ancak adlarda duyuldu: Seyyit Han, Koçero, Keje. 2000'de Ghobadi'nin Sarhoş Atlar Zamanı Cannes'dan ödülle döndü; bu kez dilin kendisi konuşuyordu: bedelboseli.com/kurt-sinemasi-yilmaz-guneyden-bugune

  4. İlk Kürt filmi hangisi? Dürüst cevap ikili: Kürtleri anlatan sessiz Zare (1926/27, Sovyet Ermenistanı) ve ilk Kürtçe uzun film Klamek ji bo Beko (1992). Aradaki 65 yıl, dört devletin yasak tarihidir: bedelboseli.com/kurt-sinemasi-yilmaz-guneyden-bugune

  5. 1982'den 2010'ların sonuna Kürt dillerinde çekilen uzun film sayısı topu topu 58. Bunun 21'i Kürdistan Bölgesi desteğiyle, 2009-2018 arasında geldi. Duhok festivali 2012'den beri vitrin: bedelboseli.com/kurt-sinemasi-yilmaz-guneyden-bugune

ئەم وتارە هاوبەش بکە